DOLAR

47,8960$%0,05

EURO

55,5538%0,21

STERLİN

64,9707£%0,19

GRAM ALTIN

6.775,05%0,56

ONS

4.398,84%0,51

BİST100

%

Sabah Vakti a 02:00
İstanbul AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Badem Pınarı geleceği verimlilikle şekillendiriyor


Depozito sistemiyle birlikte ambalaj yönetiminde yeni bir dönemin başladığını belirten Badem Pınarı Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem, sürdürülebilir üretimin artık rekabetin temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor.

Doğal kaynak suyu sektörünün köklü markalarından Badem Pınarı, üretim teknolojilerinden sürdürülebilirlik yatırımlarına kadar birçok alanda dönüşümünü hız kesmeden sürdürüyor. Proses Çözümleri Dergisi’nin Kağıt ve Geri Dönüşüm konusu kapsamında görüştüğümüz Badem Pınarı Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem, depozito sisteminin sektöre etkilerini, dijital üretim yönetimini, kaynak verimliliği odaklı yatırımlarını ve gelecek vizyonunu anlattı. Badem, üretimde verimlilik kadar geri dönüşüm, izlenebilirlik ve çevresel sorumluluğun da artık stratejik öneme sahip olduğunun altını çizdi.

Öncelikle sizi ve Badem Pınarı bünyesindeki görev alanınızı kısaca tanıyabilir miyiz?


Kendimi bildim bileli bu sektörün ve üretimin içindeyim. Badem Pınarı bizim için yalnızca bir şirket değil; ailemizden bize miras kalan bir üretim kültürü ve büyük bir sorumluluk. Çocukluğum fabrikanın içinde geçti. Bu nedenle bugün Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor olsam da Badem Pınarı ile bağım bir unvandan çok daha eskiye dayanıyor. Başkent Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü mezunuyum. Eğitim hayatım boyunca edindiğim bilgi birikimini, ailemizden gelen sektörel deneyimle birleştirerek şirkete katkı sağlamaya çalışıyorum. Bugün ağırlıklı olarak büyüme stratejileri, yeni yatırımlar, üretim ve satış operasyonları ile yeni pazar geliştirme süreçlerinden sorumluyum. Dördüncü kuşak temsilcisi olarak en önemli hedefimizin, bize emanet edilen bu köklü yapıyı korurken değişen dünyanın ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir marka bırakmak olduğuna inanıyorum. Bu doğrultuda özellikle teknoloji, verimlilik, sürdürülebilirlik ve yeni yatırımlar odağında çalışıyoruz.

Badem Pınarı’nı üretim tesisleri, üretim kapasitesi, ürün grupları ve faaliyet alanları açısından kısaca tanıtabilir misiniz?
Badem Pınarı’nın temelleri Kırşehir’de atıldı ve bugün de üretimimizin merkezi Kırşehir. Doğal kaynak suyumuzu yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerimizde şişeliyor, Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırıyoruz. Bugün saatte 135 bin şişe dolum kapasitesine, yıllık yaklaşık 30 milyon kolilik üretim hacmine ve 300’ü aşkın çalışanımızla güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Bu noktaya elbette bir anda gelmedik. Yıllar içinde üretim altyapımızı sürekli geliştirirken yeni hatlara, otomasyon sistemlerine ve teknoloji yatırımlarına odaklandık. Ancak bizim için üretim kapasitesi kadar önemli olan konu, kaliteyi her aşamada aynı standartta sürdürebilmek. Bu nedenle tüm süreçlerimizi verimlilik, kalite ve sürdürülebilirlik anlayışıyla yönetiyoruz. Üretimin yanı sıra lojistik süreçlerimizin önemli bir bölümünü de kendi bünyemizde yürütüyor, ürünlerimizin tüketiciye en doğru şekilde ulaşmasını sağlıyoruz. Tüketici beklentilerini yakından takip ederek ürün portföyümüzü de sürekli geliştiriyoruz. Premium segmentte konumlandırdığımız Badem Pınarı Premium da bu yaklaşımımızın bir sonucu. Önümüzdeki dönemde hem üretim kapasitemizi hem de Türkiye genelindeki erişimimizi artırmayı hedefliyoruz. Bunu yaparken de Badem Pınarı’nı Badem Pınarı yapan kalite anlayışımızdan ödün vermeden, “İyi Su Herkes İçin” anlayışımızı daha fazla tüketiciyle buluşturmayı amaçlıyoruz.

Türkiye’de 1 Temmuz itibarıyla uygulanmaya başlayan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi sizce içecek sektöründe nasıl bir dönüşüm başlatacak? Badem Pınarı bu sürece nasıl hazırlandı?
Depozitosu Olan Ambalajlar sistemini Türkiye’nin geri dönüşüm kültürü ve döngüsel ekonomi hedefleri açısından son derece önemli bir yapısal dönüşüm olarak değerlendiriyorum. Bugüne kadar büyük ölçüde tüketim sonrası atık olarak görülen PET, cam ve metal ambalajların yeniden ekonomik bir değer olarak sistem içerisinde takip edilmesi, sektörün ambalaja bakışını da değiştirecek. 1 Temmuz itibarıyla uygulanmaya başlayan sistemle birlikte üretici, tüketici ve geri dönüşüm altyapısı arasında daha bütünleşik bir yapı oluşuyor. Üretimden geri dönüşüme kadar ambalaj hareketlerinin dijital olarak takip edilebilmesi, yalnızca geri kazanım oranlarını artırmakla kalmayacak; aynı zamanda daha ölçülebilir ve şeffaf bir ambalaj yönetimi kültürü oluşturacak. Badem Pınarı olarak biz bu süreci yalnızca yasal bir uyum başlığı olarak görmedik. Hazırlıklarımızı sistem devreye girmeden önce başlattık. Depozitolu ürünlerimizde kullanılacak kapak, etiket ve ambalajlarımızı sistemin gerekliliklerine uygun hale getirdik ve ilgili ürünlerimizde geri dönüşüm logolarını kullanmaya başladık. İlk aşamada 0,33, 0,5 ve 1,5 litrelik ambalajların kapsama alınmasıyla başlayan bu sürecin zaman içerisinde daha geniş ürün gruplarına yayılacağını öngörüyoruz. Bence sektör açısından asıl dönüşüm bundan sonra başlayacak. Çünkü üreticiler artık ambalajı yalnızca ürünün tüketiciye ulaşmasını sağlayan bir araç olarak değil, kullanım sonrasında yeniden sisteme kazandırılması gereken bir kaynak olarak değerlendirmek zorunda. Geleceğin üretim anlayışında ürün kadar, ürünün yaşam döngüsünün nasıl yönetildiği de rekabet gücünü belirleyecek.

DOA sistemine uyum kapsamında üretim hatlarınızda, ambalaj tasarımlarınızda, etiketleme süreçlerinizde veya kalite kontrol uygulamalarınızda ne gibi teknik düzenlemeler gerçekleştirdiniz?
DOA sistemine hazırlık sürecinde özellikle ambalaj, kapak ve etiketleme süreçlerimizi sistem gereklilikleri doğrultusunda ele aldık. Depozitolu ürünlerimizde kullanılacak ambalaj bileşenlerinin yeni yapıya uyumlu hale getirilmesi, geri dönüşüm logolarının ilgili ürünlere entegre edilmesi ve üretim süreçlerimizin bu değişikliğe uygun şekilde planlanması temel çalışma alanlarımız arasında yer aldı. Yüksek hızlı üretim yapan tesislerde ambalaj üzerinde gerçekleştirilen bir değişiklik yalnızca tasarım departmanını ilgilendiren bir konu değildir. Üretim hattından kalite kontrole, stok yönetiminden lojistiğe kadar bütün operasyonu etkileyen bir süreçtir. Saatte 135 bin şişe üretim kapasitesine sahip bir yapıda, ambalaj üzerindeki her teknik değişikliğin üretim sürekliliğini aksatmadan sisteme entegre edilmesi gerekiyor. Biz de bu nedenle hazırlık sürecimizi ilgili birimlerimizin koordinasyonuyla yönettik. Kalite kontrol tarafında ise ambalaj uygunluğu ve üretim sürekliliğini birlikte ele alıyoruz. Bizim yaklaşımımız, regülasyonlara yalnızca son aşamada uyum sağlamak değil; yeni gereklilikleri mümkün olduğunca erken analiz ederek üretim altyapısını buna göre hazırlamak. Çünkü önümüzdeki dönemde ambalaj mevzuatı, izlenebilirlik ve geri dönüştürülebilirlik kriterlerinin üretim teknolojileri üzerindeki etkisinin daha da artacağını düşünüyorum.

Geri kazanılan PET, cam ve metal ambalajların yeniden ekonomiye kazandırılması sizce hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ham madde tedariki açısından sektöre ne gibi avantajlar sağlayacak?
Türkiye açısından burada iki yönlü ve son derece stratejik bir kazanım söz konusu. Birincisi çevresel sürdürülebilirlik. Ambalajların çöp sahalarına gitmesi yerine kontrollü bir sistem içerisinde toplanarak yeniden ekonomiye kazandırılması, doğal kaynak kullanımının ve çevresel etkinin azaltılması açısından önemli bir fırsat sunuyor. İkinci ve bence sanayi politikası açısından en az çevresel boyut kadar önemli olan konu ise ham madde tedariki. Türkiye’de üretilen plastiğin önemli bir bölümü gıda ambalajı sanayisinde kullanılıyor. Geri kazanılan ambalajların uygun teknolojiler ve standartlar çerçevesinde yeniden üretim ekonomisine dahil edilmesi, sanayinin ithal ham madde ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlayabilir. Bu da orta ve uzun vadede hem üretim maliyetleri hem de Türkiye’nin ithalat faturası açısından önemli bir avantaj yaratacaktır. Biz doğadan aldığımız bir ürünü tüketiciyle buluşturuyoruz. Dolayısıyla doğaya karşı sorumluluğumuzun diğer birçok sektörden daha görünür olduğunu düşünüyorum. Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir söylem olarak değil, üretim ekonomisinin geleceğini şekillendirecek temel bir parametre olarak görüyoruz. Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada doğrusal üretim modeliyle devam etmek mümkün değil. Gelecek, ham maddeyi daha verimli kullanan, atığı yeniden kaynağa dönüştürebilen ve üretim süreçlerini döngüsel ekonomi prensiplerine göre tasarlayan şirketlerin olacak.

Badem Pınarı üretim tesislerinde suyun kaynağa ulaşmasından nihai ürünün sevkiyatına kadar olan üretim prosesini kısaca anlatabilir misiniz? Bu süreçte kalite kontrol ve izlenebilirlik nasıl sağlanıyor?
Doğal kaynak suyu üretiminde en temel önceliğimiz, suyun kaynağındaki doğal yapısını ve kalitesini tüketiciye ulaşana kadar koruyabilmek. Üretim sürecimiz kaynaktan başlayan ve dolum, ambalajlama, kalite kontrol, depolama ve sevkiyat aşamalarını kapsayan bütünleşik bir yapı içerisinde yönetiliyor. Suyun üretim hattına ulaşmasının ardından süreç, hijyen ve kalite standartlarımız doğrultusunda kontrollü biçimde ilerliyor. Dolum süreçlerimiz ileri üretim teknolojileriyle ve yüksek otomasyon seviyesine sahip hatlarda gerçekleştiriliyor. Üretimin farklı aşamalarında proses parametreleri takip edilirken, kalite kontrol süreçlerimiz üretim sürekliliğinin ayrılmaz bir parçası olarak yürütülüyor. Biz kaliteyi yalnızca nihai üründe yapılan bir kontrol olarak görmüyoruz. Kalite, kaynaktan başlayan ve sevkiyata kadar devam eden bir süreç yönetimi. Ambalaj uygunluğundan dolum hijyenine, üretim hattının çalışma performansından depolama ve sevkiyat koşullarına kadar bütün aşamaların birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Aynı yaklaşımı lojistik süreçlerimizde de sürdürüyoruz. Kendi lojistik altyapımız sayesinde ürünlerimizin önemli bölümünün dağıtım sürecini doğrudan yönetebiliyoruz. Bu yapı bize yalnızca operasyonel hız kazandırmıyor, aynı zamanda ürünün üretim tesisinden çıktıktan sonraki yolculuğu üzerinde daha yüksek kontrol sağlıyor. Doğal kaynak suyunda kaliteyi üretim bandının sonunda bırakmamak gerektiğine inanıyoruz. Gerçek kalite, ürün tüketiciye ulaşana kadar aynı standardı koruyabildiğiniz zaman ortaya çıkıyor.

Üretim tesislerinizde verimliliği artırmak, enerji ve su tüketimini azaltmak, hammadde kayıplarını önlemek amacıyla hangi otomasyon, proses kontrol ve dijital izleme sistemlerinden yararlanıyorsunuz?Üretim teknolojilerinde bugün en büyük rekabet alanlarından biri veriyi doğru okuyabilmek. Yüksek kapasiteli bir üretim tesisinde küçük görünen verimsizlikler, yıllık toplam üretim hacmi içerisinde ciddi kaynak kayıplarına dönüşebiliyor. Bu nedenle üretim süreçlerimizi anlık izleme, proses takibi ve verimlilik analizi odağında yönetiyoruz. Endüstri 4.0 yaklaşımı doğrultusunda üretim hatlarımızdaki operasyonel verileri takip ediyor, üretim performansını ve süreç verimliliğini analiz ediyoruz. Enerji, ham madde ve operasyonel süreçlerde daha optimize bir yapı oluşturmak temel hedeflerimiz arasında yer alıyor. Üretim hattının performansını yalnızca toplam üretim miktarı üzerinden değerlendirmiyoruz. Kaynak kullanımı, üretim sürekliliği, ambalaj tüketimi ve operasyonel kayıplar da bizim için önemli performans göstergeleri. Özellikle yeni nesil üretim teknolojilerine yönelik yatırımlarımızda otomasyon seviyesi yüksek, proses verilerinin izlenmesine imkân sağlayan ve üretim parametrelerinin daha hassas yönetilebildiği sistemlere öncelik veriyoruz. Çünkü gelecekte sanayide rekabetin yalnızca kapasite üzerinden değil, birim ürün başına ne kadar enerji, ham madde ve doğal kaynak kullandığınız üzerinden şekilleneceğini düşünüyorum. Biz de yatırımlarımızı bu perspektifle planlıyoruz.

Kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda son yıllarda hayata geçirdiğiniz yatırım, modernizasyon veya proses iyileştirme projeleri nelerdir? Bu yatırımların üretime katkıları nasıl oldu?
Son dönemde gerçekleştirdiğimiz yatırımların merkezinde daha az kaynak kullanarak daha yüksek üretim verimliliğine ulaşmak bulunuyor. Bu kapsamda Almanya’da gerçekleştirdiğimiz sektörel temaslar sonucunda, 5 litre üretim hattımıza yönelik yaklaşık 6 milyon euroluk yeni nesil üretim yatırımı için önemli bir anlaşma gerçekleştirdik. Yeni sistemlerin devreye alınmasıyla üretim kapasitemizi yaklaşık yüzde 25 artırmayı hedefliyoruz. Ancak bu yatırımın bizim için en önemli tarafı yalnızca kapasite artışı değil; yıllık 33 milyon şişelik üretimimizi daha verimli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıyla desteklemek. Bu doğrultuda daha düşük plastik kullanımı ve hafifletilmiş ambalaj yapıları üzerine yoğunlaşıyoruz. Mevcutta yaklaşık 8,5 gram seviyesinde bulunan şişe ağırlığını 7-7,5 gram bandına indirmeyi hedefliyoruz. Milyonlarca şişelik üretim hacmi düşünüldüğünde, ambalaj ağırlığında sağlanan küçük bir iyileşme dahi yıllık toplam plastik kullanımında ciddi bir kaynak tasarrufu anlamına geliyor.

Günümüzde birçok üretici dijitalleşme ve veri odaklı üretim yönetimine yatırım yapıyor. Badem Pınarı tesislerinde SCADA, MES, ERP, enerji izleme, kestirimci bakım veya yapay zekâ destekli uygulamalar gibi teknolojiler hangi alanlarda kullanılıyor?
Dijitalleşmeyi üretimin üzerine sonradan eklenen bir teknoloji katmanı olarak görmüyoruz. Bizim açımızdan dijitalleşme, üretim kararlarının daha hızlı, ölçülebilir ve veriye dayalı şekilde alınmasını sağlayan yeni bir yönetim modeli. Üretim altyapımızda Endüstri 4.0 odaklı sistemlerle üretim süreçlerinin anlık takibi ve verimlilik analizine yönelik bir yapı kullanıyoruz. Üretim performansının, operasyonel süreçlerin ve kaynak kullanımının izlenebilmesi, özellikle yüksek üretim hacimlerinde yönetim kalitesini doğrudan artırıyor. Veriye dayalı üretim yönetimi sayesinde süreç içerisindeki sapmaları daha hızlı değerlendirmek ve operasyonel planlamayı daha sağlıklı gerçekleştirmek mümkün hale geliyor. Önümüzdeki dönemde dijital üretim yönetimi, enerji izleme ve bakım süreçlerinde veri kullanımını daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz. Yapay zekânın sanayideki gerçek değerinin yalnızca üretimi otomatikleştirmek olmadığını düşünüyorum. Asıl değer; üretim verisini analiz ederek olası verimsizlikleri önceden öngörebilmek, bakım ihtiyaçlarını daha doğru planlayabilmek ve kaynak kullanımını optimize edebilmekte ortaya çıkacak. Geleceğin fabrikaları yalnızca daha hızlı çalışan tesisler olmayacak. Kendi verisini okuyabilen, süreçlerini analiz edebilen ve yöneticilere daha doğru karar alma imkânı sağlayan üretim yapıları olacak. Biz de Badem Pınarı’nın üretim altyapısını bu geleceğe hazırlıyoruz.

Depozito sistemiyle birlikte geri dönüşüm altyapısının gelişmesi, ambalaj tasarımı ve üretim teknolojilerinde sizce nasıl bir değişim yaratacak? Önümüzdeki dönemde sektörü hangi yenilikler bekliyor?
Önümüzdeki dönemde ambalaj tasarımında üç temel kavramın belirleyici olacağını düşünüyorum: daha az malzeme, daha yüksek geri dönüştürülebilirlik ve daha güçlü izlenebilirlik. Bugüne kadar ambalaj tasarımında dayanıklılık, lojistik ve tüketici deneyimi temel kriterlerdi. Artık ambalajın kullanım sonrası yaşam döngüsü de tasarım sürecinin merkezine yerleşiyor. Depozito sistemi bu dönüşümü hızlandıracak. Üreticiler daha kolay ayrıştırılabilen, geri dönüşüm süreçlerine daha uyumlu ve dijital olarak takip edilebilen ambalaj yapılarına yönelmek zorunda kalacak. Ambalaj ağırlığının azaltılması da sektörün en önemli teknoloji alanlarından biri olacak. Bizim şişe ağırlığını 7-7,5 gram bandına indirme hedefimiz de bu vizyonun bir parçası. Bunun yanında üretim hatlarının daha esnek hale geleceğini düşünüyorum. Farklı ambalaj formatlarına daha hızlı adapte olabilen, daha düşük enerji tüketen ve proses verilerini anlık olarak analiz edebilen üretim sistemleri ön plana çıkacak. Dijital izlenebilirlik ve veri yönetimi ise ambalajın üretimden geri dönüşüme kadar olan bütün yolculuğunda daha belirleyici hale gelecek. Ambalaj artık yalnızca bir paketleme unsuru değil. Kaynak yönetiminin, karbon ayak izinin ve üretim verimliliğinin doğrudan bir parçası. Bu gerçeği erken gören şirketlerin önümüzdeki dönemde önemli bir rekabet avantajı elde edeceğine inanıyorum.

Yeni yatırım kararları alınırken otomasyon sistemleri, proses ekipmanları, mühendislik çözümleri ve teknoloji iş ortaklarının seçiminde hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?
Yeni yatırım kararlarında ilk baktığımız konu, teknolojinin bize yalnızca bugünün ihtiyacını mı çözdüğü yoksa önümüzdeki on yılın üretim yapısına da cevap verebilecek bir altyapı mı sunduğu. Çünkü sanayide yatırım kararları uzun vadeli kararlar. Bugün satın aldığınız bir üretim teknolojisinin yıllar boyunca şirketinizin verimlilik ve rekabet gücünü doğrudan etkilediğini unutmamak gerekiyor. Bu nedenle teknoloji iş ortaklarımızı değerlendirirken sistemin enerji verimliliğine, otomasyon seviyesine, üretim esnekliğine, servis ve teknik destek kapasitesine, yedek parça sürekliliğine ve dijital sistemlerle entegrasyon kabiliyetine bakıyoruz. Aynı zamanda ekipmanın bize sağladığı verinin niteliği de giderek daha önemli hale geliyor. Uluslararası fuarları ve sektörel teknoloji platformlarını yakından takip ediyoruz. Dünyadaki üretim teknolojilerinin hangi yöne gittiğini sahada görmek, yatırım kararlarımız açısından önemli bir referans oluşturuyor. Yaklaşık 6 milyon euroluk yeni nesil üretim yatırımımızı da bu yaklaşım doğrultusunda şekillendirdik. Bizim için doğru teknoloji ortağı, yalnızca makine satan şirket değildir. Üretim vizyonumuzu anlayan, süreçlerimizi geliştirebilen ve uzun vadeli büyüme hedeflerimize teknik katkı sağlayabilen iş ortaklarıyla çalışmayı tercih ediyoruz.

Son olarak, Badem Pınarı’nın önümüzdeki dönemde sürdürülebilir üretim, geri dönüşüm, kaynak verimliliği ve dijital dönüşüm alanlarında hayata geçirmeyi planladığı yeni yatırım veya projeler hakkında neler paylaşabilirsiniz?
Badem Pınarı olarak 2026-2027 dönemini önemli bir yatırım ve dönüşüm dönemi olarak görüyoruz. Yaklaşık 50 milyon euroluk yatırım planımız kapsamında üretim kapasitemizi, teknoloji altyapımızı ve bölgesel üretim gücümüzü geliştirmeye yönelik çalışmalarımız bulunuyor. 2027 yılı için Türkiye’nin farklı bir lokasyonunda yeni bir üretim tesisi planımız da gündemimizde. Bu yatırım döneminde sürdürülebilir üretim bizim için en öncelikli başlıklardan biri olacak. Bugün tükettiğimiz enerjinin yaklaşık yüzde 30’unu güneş enerjisinden karşılıyoruz. Önümüzdeki dönemde GES yatırımlarımızı büyüterek üretim süreçlerimizde yenilenebilir enerjinin payını artırmayı hedefliyoruz. Uzun vadeli hedefimiz, enerji ihtiyacımızın tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılayabilen, karbon ayak izini daha düşük seviyeye taşıyan ve kaynak verimliliğini üretim modelinin merkezine alan bir yapı kurmak. Üretim tarafında yeni nesil dolum sistemleri, hafifletilmiş ambalaj teknolojileri, otomasyon ve dijital üretim yönetimi yatırımlarımız devam edecek. Özellikle daha düşük plastik kullanımı sağlayan ambalaj yapıları, enerji verimliliği yüksek üretim hatları ve proses verilerinin daha etkin izlenmesini sağlayan dijital sistemler önümüzdeki dönemin temel yatırım alanları olacak. Depozito sistemiyle başlayan yeni dönemin de sektör açısından önemli fırsatlar yaratacağına inanıyoruz. Geri dönüşüm altyapısının gelişmesiyle birlikte ambalaj teknolojilerinde daha döngüsel bir üretim modeli oluşacak. Biz de ambalajlarımızı daha hafif, daha verimli ve geleceğin geri dönüşüm sistemlerine daha uyumlu hale getirecek yatırımlara devam edeceğiz. Badem Pınarı olarak temel yaklaşımımız çok net. Doğadan aldığımız bir ürünü tüketiciyle buluşturuyoruz ve bu nedenle doğaya saygılı olmak zorundayız. Bugünün üretim rakamlarını büyütürken yarının kaynaklarını tüketen bir büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığına inanıyorum. Biz şirketimizin geleceğini; güneş enerjisi yatırımları, teknoloji, verimlilik, geri dönüşüm ve çevresel sorumluluğun aynı üretim modeli içerisinde buluştuğu bir yapı üzerine kuruyoruz. Önümüzdeki dönemde de yatırımlarımızı bu vizyon doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Rockwell Automation ve Beypiliç’ten yeni üretim tesisinde endüstriyel güvenlik iş birliği

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.