48,8308$%0,10
55,5877€%-0,52
64,6858£%-0,62
6.717,39%-1,72
4.277,78%-1,83
%
02:00
23 Eylül 2026 Çarşamba
YEO Teknoloji, Azerbaycan’ın enerji şebeke işleticisi Azerenerji CJSC ile 250 MWh kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi’nin finansman dahil anahtar teslim kurulumu için 58,6 milyon dolarlık sözleşme imzaladı.
Türkiye’nin lider mühendislik ve teknoloji şirketlerinden YEO Teknoloji, Azerbaycan’ın enerji depolama kapasitesini güçlendirecek yeni bir projeye daha imza attı. YEO Teknoloji ile Azerbaycan’ın enerji şebeke işleticisi Azerenerji CJSC arasında, 250 MWh kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi’nin finansman dahil anahtar teslim kurulumu için toplam 58,6 milyon dolarlık sözleşme imzalandı.
EPC-F (Mühendislik, Tedarik, İnşaat ve Finansman) modeliyle hayata geçirilecek proje, YEO Teknoloji’nin yurt dışındaki mühendislik ve uygulama yetkinliklerini finansman çözümleriyle bir araya getirecek. Projenin finansmanı, toplam dört yıllık geri ödeme süresiyle yerel bankalar aracılığıyla sağlanacak.
AZERBAYCAN’DA DEPOLAMA 790 MWh’A ULAŞACAK
YEO Teknoloji, 2025 yılında Azerenerji CJSC ile toplam 500 MWh kapasiteli iki enerji depolama sisteminin kurulması için sözleşme imzalamıştı. Batarya sistemleri, güç dönüştürücüler ve trafo ekipmanlarının sevkiyatlarının ardından sahadaki kurulumları tamamlanan sistemler, 2026 yılının ikinci çeyreğinde devreye alındı.
Ağustos 2026’da ise Nahçıvan’da kurulacak 40 MWh kapasiteli enerji depolama sistemi için 9,5 milyon dolarlık yeni bir sözleşmeye imza attı. Son imzalanan 250 MWh’lik projeyle birlikte YEO Teknoloji’nin Azerbaycan’da üstlendiği enerji depolama kapasitesi toplam 790 MWh’ye ulaşacak.
Proje, ülkenin şebeke esnekliğini artırırken yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunu ve enerji arz güvenliğini de destekleyecek. Yatırım aynı zamanda Azerbaycan’ın enerji depolama alanındaki bölgesel liderliğini pekiştirecek.
BATARYALAR REAP BATTERY’DEN
Proje kapsamında batarya, güç dönüşüm sistemi (PCS), batarya yönetim sistemi (BMS) ve enerji yönetim sisteminin (EMS) mühendislik, tedarik, inşaat, kurulum ve devreye alma çalışmaları YEO Teknoloji tarafından gerçekleştirilecek. Yüksek gerilim trafo merkezi ve şebeke entegrasyonu da projenin kapsamında yer alacak.
Sahadaki inşaat çalışmalarına hızla başlanması ve sistemin bir yıl içerisinde devreye alınması planlanıyor. Projede kullanılacak bataryalar ise YEO Teknoloji’nin grup şirketi REAP Battery tarafından İstanbul Tuzla’daki fabrikada üretilecek.
YEO Teknoloji, mühendislik gücü, EPC tecrübesi, finansman kabiliyeti ve ileri teknoloji enerji depolama çözümleriyle Türkiye’de ve dünyada sürdürülebilir enerji yatırımlarına katkı sunmayı sürdürecek.
Türkiye’nin öncü otomotiv üreticisi Otokar, 2025 yılında Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk ile imzaladığı üretim anlaşması kapsamında Mercedes-Benz Conecto şehir otobüsünün seri üretimine Sakarya’daki fabrikasında başladı. Otokar’ın 60 yılı aşkın otobüs üretim deneyimi ve kabiliyetiyle hayata geçirilen iş birliği ile oluşan ek üretim kapasitesi, Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk’ün Avrupa’daki güçlü müşteri talebinin karşılanmasını destekleyecek.
Sakarya Arifiye’deki üretim tesislerinde düzenlenen törene Otokar CEO’su Aykut Özüner, Daimler Buses CEO’su Till Oberwörder, Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Heiko Selzam, şirketlerin yönetim ekipleri ile projede görev alan mühendislik ve üretim çalışanları katıldı. Üretim hattında gerçekleştirilen törende üç şirketin yöneticilerinin konuşmalarının ardından seri üretimin ilk aracı hattan indirildi.
Otokar CEO’su Aykut Özüner; “Otokar, Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk ekiplerinin yürüttüğü güçlü iş birliğinin somut sonucunu bugün Sakarya fabrikamızda banttan inen ilk seri üretim araçla alıyoruz. Bu başarı; projeye emek veren herkesin özverisini, uzmanlığını ve ekip çalışmasını yansıtıyor. Otobüs üretimindeki uzmanlığımızla Mercedes-Benz Conecto modelini Sakarya tesislerimizde üretmekten gurur duyuyoruz. Küresel üretici kimliğimizi daha da güçlendiren bu stratejik ortaklık kapsamında, kullanıcıların yüksek kalite beklentilerini eksiksiz karşılayan araçlar üretmeye devam edeceğiz” dedi.

Daimler Buses CEO’su Till Oberwörder, “Seri üretimin başlaması, Otokar ile iş birliğimizde önemli bir aşamayı temsil ediyor. Avrupa’da otobüslerimize yönelik talep güçlü seyrini koruyor ve Mercedes-Benz Conecto pek çok pazarda önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Üretim kapasitemizi artırarak müşterilerimize güvenilir hizmet sunma kabiliyetimizi güçlendirirken, operasyonlarımızın karlı büyümesini de destekliyoruz. Otokar, geniş üretim uzmanlığına sahip, saygın ve güvenilir bir ortak. Birlikte, müşterilerimizin Daimler Buses markasından beklediği yüksek kalite standartlarını sağlayacağız” açıklamasını yaptı.
Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Heiko Selzam ise şöyle konuştu: “Geride bıraktığımız aylarda Daimler Buses, Mercedes-Benz Türk ve Otokar ekipleri; üretim hazırlıklarının gerçekleştirilmesi, süreçlerin oluşturulması ve gerekli kalite standartlarının karşılanmasının sağlanması için yakın iş birliği içinde çalıştılar. Seri üretimin hedeflenen takvimde ve Mercedes-Benz markasının yüksek kalite standartları tam olarak karşılanarak başlaması, önemli bir başarının yanı sıra tüm ekiplerin üstün özverisini ve uzmanlığını ortaya koyuyor. Bu proje, Mercedes-Benz Türk’ün Daimler Buses üretim ağının gücüne ve esnekliğine nasıl katkı sağladığını ortaya koyarken, Avrupa genelindeki müşterilerimize bekledikleri güvenilirlik ve kapasitede hizmet sunmamızı sağlıyor.”
Seri üretimin başlaması, Sakarya’daki Otokar tesisinde yürütülen ön seri üretim sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından gerçekleşti. Daimler Buses, aracın tüm ana bileşenlerinin yanı sıra üretime özel ekipmanları da doğrudan Otokar’a tedarik ediyor. Ayrıca, uzman Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk ekibi üretim faaliyetlerini sahada destekleyerek süreçlerin şirketin kalite standartlarına uygun şekilde yürütülmesini sağlıyor.
MERCEDES-BENZ CONECTO
Şehir içi toplu taşımada yüksek yolcu kapasitesi sunmak üzere tasarlanan Mercedes-Benz Conecto, üç kapılı solo ve dört kapılı körüklü olmak üzere iki gövde seçeneğiyle üretiliyor. Tam alçak tabanlı tasarımı basamaksız ve engelsiz biniş-iniş imkanı sağlayan Conecto, uzun yıllardır birçok Avrupa pazarında yer alıyor. Daimler Buses, 2025 yılından bu yana aracı Almanya’da da sunarak modelin Avrupa ürün portföyündeki konumunu daha da güçlendiriyor.
Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından paylaşılan makine imalat sanayi konsolide verilerine göre, yılın ilk sekiz ayında Türkiye’nin serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 18,8 milyar dolar oldu. Makine sanayiinin tüm imalat sektörü ile gıda, sağlık ve sivil savunma gibi hayati alanlar üzerindeki kaldıraç etkisine dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Kamu kurumlarımızın mevcut birikimini Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın vizyonunda, tek bir merkezde birleştirecek bir ‘Makine Sanayi Strateji Başkanlığı’ oluşturulmasını gereklilik olarak görüyoruz” dedi.
Makine imalat sanayi konsolide verilerine göre; yılın sekiz ayında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 18,8 milyar dolar oldu. Miktar bazında %6,8 düşüş yaşansa da ihracat birim fiyatlarında sağlanan yükseliş, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre değer bazında %1,0 artış getirdi. %7,8 değer artışıyla makine ihracatının 2,2 milyar doları geçtiği Almanya en büyük ihracat pazarı olurken, 1,6 milyar dolar makine ihracatı ile ikinci sırada yer alan ABD’de %29,4’lük artış kaydedildi. ABD’ye ek olarak Mısır, Hollanda, Ukrayna ve Kazakistan’da çift haneli büyümelerin sağlandığı bu dönemde Irak ve Rusya pazarlarında %30’un üzerinde bir daralma yaşandı.
“YAPAY ZEKÂ, DİJİTALLEŞME VE GÜVENLİK KAYGILARI ENDÜSTRİYEL DÖNÜŞÜMÜ TETİKLİYOR”
Küresel ekonomideki jeopolitik şokların ve sektörel dönüşümlerin makine sanayii üzerindeki etkilerini değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, şunları ifade etti:
“Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların petrol fiyatlarını 100 doların üzerine taşıması, küresel dezenflasyon sürecine ağır darbe vurarak üretim üzerindeki maliyet baskısını kalıcı bir yüke dönüştürdü. Şiddetli enerji şokları, Merkez Bankalarının enflasyon hedeflerini 2026 sonrasına ötelemesine ve finansal koşulların daraltıcı kalmasına yol açıyor. Ana pazarımız Avrupa’da, bilhassa da kıtanın lokomotifi Almanya’da artan ekonomik baskılar, otomotiv gibi geleneksel sanayi kollarının üretimini daraltıyor. Batı’da endüstriyel dönüşüm için sancılı bir yeniden yapılanma yaşanırken, Çin’in ihracatını yüzde 25 gibi agresif bir oranda artırarak baskısını artırması küresel rekabeti asimetrik bir boyuta taşıyor.”
Türkiye’nin bu denklemde izlemesi gereken stratejiye ve Orta Vadeli Program’ın (OVP) makroekonomik vizyonuna dair analizlerini paylaşan Yılmaz, şunları söyledi:
“Küresel ticarette jeopolitik risklerin kalıcı hale geldiği bu süreçte açıklanan makroekonomik yol haritamız, sanayimizin rekabet gücünü toplam faktör verimliliği, yeşil dönüşüm ve teknolojik kapasite artışıyla sağlamlaştırmayı hedefleyen vizyoner bir yaklaşım sunuyor. Dijitalleşmeyi merkeze alan ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen bu çerçeve, imalat sanayimizi küresel belirsizliklere karşı Türkiye’nin en sağlam kalkanı olarak konumlandırıyor. Özellikle savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve talep oluşturma modelinin; raylı sistemler, enerji ekipmanları ve sağlık teknolojileri gibi stratejik makine kollarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi, sektörümüzde önemli bir kapasite sıçraması yaratacak unsur olarak öne çıkıyor. Kamunun girişimci ve yönlendirici bir rol üstlenerek dönüşümü hızlandırması, makine imalatçılarımızı geleceğin teknolojilerini geliştiren ve ihraç eden konumunu pekiştirecektir.”
“İHRACAT TEŞVİKLERİNDE FAALİYET KÂRI VE NET KATMA DEĞER ESAS ALINMALI”
Ekonomi yönetiminin teşvik mimarisini, imalatçı ihracatçının sahadaki gerçek üretim performansını merkeze alacak şekilde kurgulamasının bu stratejideki önemin dikkat çeken Yılmaz şunları söyledi:
“Döviz dönüşüm desteği gibi finansal mekanizmalarda değerlendirmelerin firmaların net kârı üzerinden değil, doğrudan faaliyet kârı üzerinden yapılması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü yüksek faizlerin ve kur dalgalanmalarının yaşandığı, kambiyo zararları ile finansman maliyetlerinin işletme bilançolarını ciddi şekilde aşındırdığı bir dönemde, net kârlılık sanayicinin gerçek üretim gücünü yansıtmaktan uzak. Destekleri ekonomik akılla buluşturmanın ve işletmelerin gerçek performansını ölçerek doğru yere kanalize etmenin yegâne yolunun, faaliyet kârını merkeze almak olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım, yaratılan net katma değer ile de desteklenmeli. Teşvik mekanizmaları kurgulanırken işletmelerin ithalat bağımlılıkları ve net döviz getirileri temel kriter olmalı. İhracatını büyük ölçüde ithal girdiye dayandıran bir üretim modeliyle; yerli sanayi entegrasyonu yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ve ülkeye net döviz kazandıran üretim modelleri teşvik sisteminde aynı kefeye konulmamalı. Teşvik mimarisi, firmaların net dış ticaret performansını merkeze alarak ekonomimizde kalıcı değer yaratan imalatçıları ödüllendirmeli.”
“BÜTÜNCÜL BİR STRATEJİYİ KURGULAYACAK ÜST AKLA İHTİYACIMIZ VAR”
Sanayinin rekabetçiliğini artırmaya yönelik adımların istenen noktaya erişebilmesi adına, makine sektörü özelinde yeni ve çevik bir kurumsal mimariye ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Yılmaz, şu önerilerde bulundu: “Makine sektörü, imalat sanayiinin tamamı üzerinde eşsiz bir kaldıraç etkisine sahip temel bir üretim disiplinidir. Başta sağlık, gıda ve sivil savunma olmak üzere, hayati öneme sahip tüm üretim ve hizmet alanlarının teknolojik altyapısı doğrudan makine sektörümüzün mühendislik kabiliyetlerine dayanıyor. Ülkemizin teknolojik bağımsızlığının yegâne omurgası olan bu stratejik alanın geleceğini, çok daha çevik ve bütüncül bir anlayışla şekillendirmemiz gerekiyor. Ticaret Bakanlığımız ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bünyesinde sektörümüze yönelik çalışmalar yürüten, köklü ve yetkin birimlerimiz var. Ancak teknolojik trendlerin ve küresel rekabetin benzeri görülmemiş bir hızla değişmesi, farklı çatılar altında başarıyla yürütülen bu faaliyetlerin tek bir stratejik vizyon etrafında birleştirilmesini zorunlu kılıyor. Gelişmeleri önceden okuyan; anaokulu çağındaki çocukların kodlama ve STEM alanlarıyla tanıştırılmasından Ar-Ge kapasitesinin geliştirilmesine, KOBİ’lerin küresel tedarik zincirlerine entegrasyonundan şirketlerimizin dünya ölçeğinde markalaşmasına kadar uzanan politikaları koordine edecek bir üst akla ihtiyacımız var. Bu doğrultuda; kamu kurumlarımızın mevcut birikimini Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın vizyonunda, tek bir merkezde birleştirecek bir ‘Makine Sanayi Strateji Başkanlığı’ oluşturulmasını gereklilik olarak görüyoruz. Bu tür bir entegrasyon, Türk makine sanayiinin kendi dinamizmiyle küresel rekabet gücünü maksimize edebileceği doğal gelişim ortamını kalıcı ol
Geçen yıl Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde kapasite artışına yönelik yatırım kararını kamuoyu ile paylaşan Çağdaş Cam, söz konusu yeni üretim hattının kurulum işlemlerinin son aşamasına gelindiğini açıkladı. Türkiye’de ilk defa ‘yerli ve milli’ imkanlarla 1,6 mm solar camın üretileceği yeni hattın, 2 Kasım 2026 tarihi itibarıyla faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu yatırımın devreye alınmasıyla birlikte şirketin solar cam kapasitesi de 2,8 katına çıkmış olacak.
Türkiye’de cam alanında ilk tasarım merkezine sahip şirketlerden biri olan ve Avrupa’nın en yüksek cam işleme kapasiteleri arasında yer alan Çağdaş Cam, Manisa yerleşkesinde hayata geçirdiği kapasite artışı yatırımıyla solar cam üretiminde önemli bir eşiği geride bırakıyor. Şirketin yeni üretim hattında teknik kurulum çalışmaları son aşamaya gelirken, Türkiye’de ilk kez yerli ve milli imkanlarla 1,6 mm solar cam üretimine başlanması planlanıyor.
Çağdaş Cam Yönetim Kurulu’nun 1 Eylül 2025 tarihli kararı doğrultusunda Manisa yerleşkesinde başlatılan kapasite artışı yatırımıyla şirketin solar cam üretim kapasitesinin önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. Yatırımın devreye alınmasıyla birlikte mevcut durumda 5 milyon metrekare olan yıllık solar cam kapasitesinin yaklaşık 2,8 kat artışla 14 milyon metrekareye yükselmesi öngörülüyor.
Çağdaş Cam’ın söz konusu yatırıma ilişkin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamada, teknik kurulum çalışmalarının son aşamasına gelindiği ve yeni üretim hattının 2 Kasım 2026 tarihi itibarıyla faaliyete geçerek, üretime başlanmasının planlandığı belirtildi.
1,6 MM SOLAR CAM ÜRETİMİNDE YENİ DÖNEM
Yatırım kapsamında devreye alınacak yeni üretim hattı, Türkiye’de ilk kez yerli ve milli imkanlarla 1,6 mm kalınlığında solar cam üretimine olanak sağlayacak. Böylece Çağdaş Cam, Manisa yerleşkesindeki yatırımıyla solar cam üretim kapasitesini artırırken, Türkiye’nin yenilenebilir enerji ekosisteminin ihtiyaç duyduğu yerli üretim kapasitesine katkısını da güçlendirmeyi hedefliyor.
Şirket, söz konusu yatırımın tamamlanmasıyla birlikte yıllık yaklaşık 22 milyon dolarlık ek ciro artışı öngörüyor. Yeni hattın devreye alınmasıyla, kapasite artışının yanı sıra üretim altyapısının güçlendirilmesi ve solar cam alanındaki büyümenin desteklenmesi hedefleniyor.

“YENİ ÜRETİM HATTIMIZ TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATMA DEĞER SAĞLAYACAK”
Çağdaş Cam CEO’su Serdar Raşit Pirinç, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yeni yatırımlarla cam sanayisindeki üretim ve teknolojik gücümüzü pekiştirmeye devam ediyoruz. Geçen yıl eylül ayında Yönetim Kurulumuzun kararıyla hayata geçirdiğimiz Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yeni üretim hattı yatırımımızda artık son aşamaya geldik. Türkiye’de ilk kez yerli ve milli imkanlarla 1,6 mm solar cam üretimine katkı sağlayacak hattımızı kasım ayında devreye almayı planlıyoruz. Bu yatırımla birlikte kapasite artırımının yanı sıra solar cam üretimindeki teknik kabiliyetimizi de ileriye taşımayı hedefliyoruz. Uçtan uca hizmet ve ürün kalitemizi daha ileriye taşımak amacıyla hayata geçirdiğimiz yeni tesisimiz, tamamen otomatize üretim hatları ve yapay zekâ destekli ileri teknolojilerle faaliyet gösterecek. Geçmişte Türkiye’nin ilk 2 mm solar cam üreticisi olarak sektörde öncü bir adım attık. Şimdi ise yeni üretim hattımızla bir ilke daha imza atarak Türkiye’nin ilk 1,6 mm solar cam üretimine öncülük edeceğiz.”
Türkiye’de enerji depolama yatırımları yeni bir aşamaya geçerken, Temmuz 2026 itibarıyla depolamalı elektrik üretim projelerinde ön lisans alan toplam kapasite 28 bin MW’ın üzerine çıktı. Oluşan yatırım hacmiyle birlikte projelerin teknik ve ticari fizibilitesi, doğru boyutlandırılması, şebeke entegrasyonu, tesis kabul süreçleri, finansmanı ve gelir modelleri sektörün gündeminde öne çıkıyor.
Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) ve Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) tarafından düzenlenen 4. Enerji Depolama Sistemleri Zirvesi – ESS Summit 2026, 8 Ekim 2026 tarihinde JW Marriott Ankara’da gerçekleştirilecek. Davet usulüyle düzenlenecek zirve; kamu kurumları, enerji şirketleri, yatırımcılar, finans kuruluşları ve teknoloji sağlayıcılarının üst düzey temsilcilerini bir araya getirecek.
DEPOLAMADA ŞEBEKE ESNEKLİĞİ VE ARZ GÜVENLİĞİNİN ROLÜ BÜYÜYOR
Zirve özelinde açıklamalarda bulunan Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı: “Enerji depolama sistemleri üretim fazlasının depolanarak ihtiyaç anında sisteme aktarılmasına, şebekedeki dalgalanmaların yönetilmesine ve yenilenebilir kaynakların daha etkin kullanılmasına imkân sağlıyor. Türkiye’de enerji depolamaya yönelik yatırımların gelişmesiyle birlikte sektörün gündemi de yeni bir aşamaya taşınıyor. Projelerin yalnızca kurulması değil; doğru boyutlandırılması, şebekeye entegrasyonu, kabul süreçlerinin yönetilmesi, finansman modellerinin oluşturulması ve işletme döneminde gelir yaratabilmesi yatırım kararlarında belirleyici hale geliyor. Enerji depolamanın neden gerekli olduğunu tartıştığımız dönemi artık geride bırakıyoruz. Yenilenebilir kaynakların sistemdeki ağırlığı arttıkça depolamanın şebeke esnekliği ve arz güvenliği açısından üstleneceği rol de büyüyor. Şimdi önümüzdeki temel konu, planlanan yatırımların doğru teknik ve ticari modellerle hayata geçirilmesi. Bir depolama yatırımının hangi kapasitede kurulacağından şebekeye nasıl entegre edileceğine, finansmanından hangi piyasalarda nasıl gelir yaratacağına kadar bütün süreci birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. ESS Summit 2026’da sektörün yeni dönemini tam olarak bu perspektifle ele alacağız. Konu başlıklarımız; enerji depolama tesislerinin teknik-ticari fizibilitesi ve boyutlandırılması, şebeke entegrasyonu ve tesis kabul süreçleri, ticari işletme ve gelir optimizasyonu ile yurt dışı yatırım fırsatları ve finansman modelleri, sektör temsilcilerinin deneyimleri ve somut uygulama örnekleri üzerinden değerlendirilecek” dedi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.